Yaşar Eyice - Kazıklanmak normal oldu!Kazıklanmak normal oldu!
google-plus09 Mart 2015 Pazartesi 00:00 (94819)
Bir servet çürüyerek yok oluyor
Bir servet çürüyerek yok oluyor

Kadının şiddet görmediği, her zaman değer ve saygı gördüğü ve mutlu olacağı günlerin özlemini artık çekmeyelim diyorum.

Yüreklerindeki sevgi ve şefkatle birlikte el ele, omuz omuza yürüdüğümüz tüm kadınlarımızın, artık gerçek değerlerinn anlaşılmasını ve el üstünde tutulmalarını diliyorum.

Çağdaş Türkiye cumhuriyetimizinyapı taşı tüm kadınlarımızın bayramını kutluyorum.

Hep ama hep dünyadan örneklerini gördük, bu güzel günüün...

Ama Türkiye'de de gerçek mücadeleleri ile örnek olan birçok kadınlarımız oldu.

Örnek mi?

Oktay Gökdemir'in notlarından yararlandım.

Sizinle paylaşayım:

İki kuruşun karşılığı!

1907-1908 yıllarında kadınlar günde 16 saat çalışıp, 40 para veya 2 kuruş günlük ücret alıyorlardı. Örneğin Sivaslı bir kadın işçi, bir günlük ücretiyle fiyatı 5 kuruş olan bir ekmek bile almıyordu... 25 Haziran 1908' de Sivaslı 50 Türk kadın işçi harekete geçerek Sivas belediye başkanının evini taşlamışlar ve buğday depolarını yağmalamışlardı... Daha öncesinde 1873'de İstanbul'da tersane işçilerinin grevine işçilerin annelerinin, kız kardeşlerinin ve eşlerinin de katıldığı dönemin basın organlarında haberleştirilmişti... Tramvay işçilerinin grevinde ise yine kadınlar tramvayların sefere çıkmasını engellemek için rayların üzerine yatmışlardı... 1872'den 1907'ye örgütlenen 50 grevin 9'u kadınların çalıştığı dokuma iş kolunda gerçekleşmişti... İstanbul'da feshane grevinde eylemin örgütleyicisi ve yürütücüsü 50 kadın işçi idi... Dahası, 1923'de cumhuriyet halk fırkası kurulmazdan önce, ‘Kadınlar Halk Fırkası’ adı altında partileşme yoluna gitmişlerdi... Evet, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun...

Kaç zamandır 'kestaneden' söz edecektim...

Ödemiş'te yapılan çalışmalar buna vesile oldu.

Aslında 'kestane' öyle bir ürünümüz ki, Türkiye'nin de köylümüzün kalkınmasına, ekonomik özgürlüklerinin artmasına büyük katkısı olabilir.

Bunu ilk kez Alaattin Gürırmak'ın, Çanakkaleli bir profesörle mahkemelik olduğunda öğrendim.

Alaattin Gürırmak, Simav'ın dağlarından ve kestane ağaçlarından söz etmiş.

Sanıyorum, eserinde, mahkemelik olduğu profesörün tezinden de bazı bölümleri paylaşmış.

Ama isim vermediği, ya da izin almadıı için mahemelik olmuşlar.

Dava da Ankara'da açıldığı için kaç kez Ankara'ya gitti geldi.

Sonucu öğrenemedim.

Ama bildiğim şu var:

Birçok kişi, bir yazarın eserinden ya da yazısından bazı cümleleri cımbızla çekerek, mahkemeye veriyor.

Kısa yoldan haksız kazanç sağlamak için.

Bu konuda çok örnek verebilirim.

Hatta bu işi takip eden bazı avukatlar bile var.

Nasıl bazıları dilenciliği meslek edinlişse, bazıları da, yazıları takip ederek, suç unsuru arıyor.

Sanayisi kadar tarımı ile de önde gelen kentimiz İzmir'de de, dağlarımız kestane ağaçlarıyla süslü.

Tire'yi, Kiraz'ı, Beydağ'ı, Ödemiş'i, hatta Kiraz'ı sayabilirim.

Kiraz Belediye Başkanı'nı ziyarete gittiğimde, benden sonra gelecek bir heyet 'Kestane işleme' fabrikası kurmak için ön görüşme yapacaktı.

Ödemiş'te, geçen hafta., Kestane Zararlılarıyla Mücadele eğitiminde sertifikalar verildi.

Ödemiş Belediyesi’nin girişimleriyle İzmir Orman Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kestane Zararlılarıyla Mücadele eğitiminde başarılı olanlara sertifika verildi. Kültür Merkezinde düzenlenen törende ilçe Kaymakamı Celil Ateşoğlu, Orman Bölge Müdür Vekili Muhsin Köse, Ödemiş Belediye Başkanı A.Mahmut Badem, Orman Zararlılarıyla Mücadele Şube Müdürü Tuncay Can, Bayındır Orman İşletme Müdürü Hasan Sarıtaş, İlçe Tarım Müdürü İbrahim Altıntaş, belediye meclis üyeleri ve üreticiler katıldı. Ödemiş Belediye Başkanı A.Mahmut Badem yaptığı konuşmada; 'Vatandaşlarımızın ellerinin nasırlarıyla ürettiklerini paraya dönüştürmek için çalışacağız demiştik. Orman Bölge Müdürlüğümüzle yaptığımız çalışma sonucunda Kasım ayında bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdik. Geçen süre içinde Orman Bölge Müdürlüğümüz tarafından eğitim çalışması yapıldı. Bu eğitimler sonucunda bir tek ağacımızı bile kurtulsa, büyük bir kazanç olacaktır. Dedelerimizden kalan bu ağaçların korunması ve sahip çıkılması, kentimize sahip çıkmak demektir. Bizler de bu mirası gelecek nesillere bırakacağız' dedi.

Kuruyan kestane ağaçlarının üç yıl boyunca hastalıkları çoğalttığını da bu arada uzmanlar belirttiler.

Yeni bir proje ile ürettilan fidanlar üreticilere verilecek.

Bu kestane konusuna zaman zaman girmeyi ve gelişmeleri sizlerle paylaşmayı da düşünüyorum.

***

Haksız kazanç, ‘gasp suçu!’ sayılmalı

Bu arada apartmandaki çatının izolasyonu için İnşaatçılar Çarşısı’ndan önerilen iki ustayı Bornova’ya götürdük.

Üstleri başları iyi, altlarında model denilecek araç da var. İşsizlikten, pahalılıktan, sıkıntılardan, ev ekonomisinden de söz ettik.

Anlayışlı oldukları belirtilen izolasyon ustalarını, yapacakları işi göstermek için çarşıdan ayrılırken, mağaza müdürü, ‘Bunlar bizden, ona göre!’ demeyi de unutmadı.

Çatıya çıktılar, akan yeri gördüler ve ‘Bütün çatıyı yapmamız lazım’ dediler.

‘Bütün çatı’ dedikleri, binanın dört bir yanında bırakılan, bazı yeri bir metre, bazı kısmı yarım metrelik beton koridor.

Bazı inşaatçılar bu kısma ‘oluk’ diyorlar.

Tam anlamıyla bilmediğim için, kiremitle kaplı alan dışında, gökyüzü ile baş başa kalan en fazla 15-20 metrekarelik alan diyeyim.

Bunun de sadece 3 metrelik kısmı...

Hava koşulları herhalde betonu çatlattı, su geçiriyor... Geçirgenliği önlemek için izolasyon gerekiyor.

İyi ki tanıyor!

İki usta aralarında konuştuktan sonra, ‘Siz yabancı değilsiniz?’ diyerek maliyeti söylediler.

‘6 bin TL!’ Acaba yanlış mı duydum.

Yanımda çocukluktan arkadaşım emekli tütün eksperi Sezgin Can vardı.

‘Ben ona o bana baktı...’

‘Biraz indirim yapar mısınız?’ diye sorduğumda, yapacakları işi ürünü çatıya taşımaya kadar öyle anlattılar ki, neredeyse, ‘Bu kadar önemli bir iş için az ücret istiyorsunuz. Aman bize hakkınız geçmesin, biraz daha fazla ödeme yapayım.’ Demek geçti, beynimden.

Adamlar, biraz indirim yapsalardı ‘tamam!’ diyecektim.

Ve de, ‘Yaşasın, indirim de yaptılar!’ diye sevinecektim... Ama gerçeği öğrenince ‘beynimin tası’ attı...

Aradaki korkunç fark!

Küçükpark’taki inşaat malzemeleri satıcısına, serilecek, daha doğrusu ısı ile betona yapıştırılacak kimyasalın fiyatını sordum. Top olarak satılıyor...

İşimizi görecek kalitelisinin 10 metrekaresinin topu sadece 65.TL.

Apartmanı biliyorlardı.

‘Cengiz Usta’ya söyleriz, bir yevmiyeye sorunu çözdürürüz!’ dediler. Zaten işini bilen için düz alanda yapılacak çalışma en fazla üç saat sürerdi. Beynimden kaynar su dökülür gibi oldu... Olacak iş mi bu?Sanki vatandaş parayı sokaktan topluyor... Ve her zaman, emeğin karşılığı, işçinin, ustanın, çalışanın teri soğumadan ödenmelidir, diyenlerdeniz.

Böyle ustalık mı olur?

Geçen yıl da bir inşaat işinde, ne kadar büyük paralar döndüğünü görmüştük.

Her yerde kandırmaca var!

Bu arada Bodrum’daki eski arkadaşım, dostum Ayfer Ülküile görüştüm. Kendisinden, evindeki bir onarım için 7 bin TL. istemişler.

Sonuçta mimar oğlu Tolga Ülkü, bu sorunu 980 TL.’ye, hem de çok daha güzel ve başarılı şekilde çözmüş.

İki usta arasında bu kadar ücret farkı olabilir mi?

Tabii ki herkes karnını doyuracak, emeğinin karşılığını alacak.

Ama bu bence hırsızlıktan da öte...

Gasp oluyor.

Farkında olmadan, karşısındakini kandırarak, aldatarak kazanılan haksız kazanç.

Şimdi işçilere, ustalara, emekçi dediğimiz bu kişilere nasıl inanacağız?

Bunlar varlık düşmanı

Hep ağlıyorlar, sızlıyorlar, ama senin parana., malına göz dikiyorlar.

‘Malına’ deyince aklıma geldi...

Yine bir bayan arkadaşım anlattı. Ustalar, inşaatın son günü, evin yan tarafında duran aracının üzerine, dış cephe boyasını bilerek boşatmışlar. Yani ekmek veren bir kadının aracına zarar vermişler.

Bunun hesabını kim sorabilir?

Çekip gitmişler... Belki yarın sezin, ya da benim evimde, inşaatımda ‘usta’ olarak çalışacaklar.

Biz hep, ‘emekten, işçiden’ yana çıkıyoruz.. Hep bunları ‘haklı’ görüyoruz, çünkü bunlar, bizim içimizden olan kimseler...

Hatta, eşimiz, oğlumuz, kocamız ve akrabamız bunlar... Ve hangisiyle konuşursanız, hep haklarının yenildiğinden söz ederler. Ama nedense çoğunun gözlerini para bürümüş.

Özel mahkeme gerekiyor

Aslında bu konuda ‘tüketici mahkemeleri’ gibi, özel mahkemeler oluşturulmalıdır.

Kim kimi aldatıp, haksız kazanç sağlıyorsa mutlaka hesabı sorulmalıdır.

Herkes haddini de, durumunu da bilmelidir.

Aldatan, kandıran, karşısındakinin acizliğinden ya da bilgi eksikliğinden dolayı kandırılan, özellikle yaşlı ve kimsesizleri dolandıranlara ‘gasp’ suçu işledikleri gibi muamele edilmeli.

Hep ondan bundan işverenden şikâyetçiyiz. Bakalım bizler, çalışanlar yaptığımız işin hakkını verebiliyor muyuz?

İğneyi önce kendimize, çuvaldızı da karşımızdakine batırmalıyız.

Emek yüce bir değerdir...

Ama hakkını verene...

Emek adı altında sömürenlere değil...

Bu sömüren zaman zaman patron, zaman zaman çalışan oluyor.

Haftanın ilk günü bunları neden yazdım?

Siz siz olun, sakın ilk bakışa, ilk görünüşe, ‘Sen bizdensin’ gibi sözlere kanmayın.

Mutlaka ve mutlaka araştırıcı olun... O zaman aldanma, aldatılma sorununu fazla yaşamazsınız.

‘Güven ve hoşgörü’ diyoruz ya, nedense bunlar da oynak piyasada, kaygan zeminde kalmamış...

***

Kayıp- kaçak üzerine

Son günlerde, elektrik faturalarındaki beklenmeyen artışlardan şikâyetler çoğaldı. Hatta faturalar için ‘şişkin’ diyenler de var.

‘Şişkin’ sözü, Doğu ve Güneydoğu’da kullanılan kayıp- kaçak elektrik ücretlerinin İzmir’deki vatandaşlara ödetilmek istenmesi. CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, TBMM Başkanlığı’na, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın yanıtlaması istemiyle sunduğu yazılı soru önergesine ilişkin yaptığı değerlendirmede, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından 2007 yılı Aralık ayı ve 2015 yılı Ocak ayı mesken tarifeleri dikkate alınarak yapılan hesaplamalara göre, 230 kilovat saatlik tüketimi olan 4 kişilik bir ailenin ödemek zorunda kaldığı aylık elektrik faturası 36,4 liradan 90,5 liraya çıktığını ifade etti.

Türeli, şöyle devam etti:

‘Daha kaliteli ve daha ucuz hizmet vaadiyle yapılan özelleştirmeler sonrasında gerek faturalara yeni eklenen kalemler gerekse bir türlü önlenemeyen kayıp kaçağın vatandaşlara yansıtılması nedeniyle ödenen elektrik faturaları bir hayli yükselmiştir.

Diğer taraftan, elektrik faturalarındaki davaların özelleştirme öncesi döneme göre yaklaşık 5 kat arttığı, bunun yarısına yakınının ise kayıp kaçak bedelinden oluştuğu görülmektedir.

Kayıp kaçak bedelinin yanı sıra enerji kalitesinde sürekliliğinin sağlanamaması nedeniyle tüketicinin kayba uğradığı ve yanlış miktardaki yüksek faturalar nedeniyle açılan davalar yüzünden mahkemelerin iş yükü iyice artmış durumdadır.’

Pimi çekilmiş bomba gibi

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu; ‘Ekonomideki bozulma, pimi çekilmiş bombaya benzemekte, iktidar giderayak Bakanlar Kurulu Kararı ile yandaşlarının yanı sıra akrabalarına da Hazine desteği mi sağlıyor?’ dedi.

Tanrıkulu yaptığı açıklamasında; ‘İktidar tüm Türkiye’yi tedirgin eden kamuoyunda Güvenlik Paketi olarak bilinen yasa tasarısının arka planında, seçimler yaklaştıkça kendine ve yandaşlarına göre düzenlemeler yapmaya devam ediyor.

Bu bağlamda son olarak;28 Şubat 2015 Tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 'Kredi Garanti Kurumlarına Sağlanacak Hazine Desteğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında’ki Bakanlar Kurulu Kararı’na bakıldığında gemicik sahibi olanlar ile turizm sektöründeki adrese teslim düzenlemeler dikkat çekmektedir.

Karar kapsamında Hazine Müsteşarlığı;Küçük ve Orta Boy İşletmeleri (KOBİ), kadın girişimcileri, seyahat acenteleri ve gemi inşa ve/veya gemi işletmeciliği alanında faaliyet gösterenlere para desteği sağlayacaktır.

Biz KOBİ'lere, kadın girişimcilere, gemi sektörüne yardım edilmesinde herhangi bir sakınca görmemekteyiz. Kararın 1’inci maddesinde 'amaç ve kapsamlar' kısmında desteklenecek sektör sıralamasında sırayla KOBİ'ler, kadın girişimciler, seyahat acenteleri, gemi inşa ve/veya gemi işletmeciliği yer almaktadır.

Ancak burada dikkat çeken; kararda gemi tanımlaması yapılırken 1000 DWT (Detveyt ton) veya 500 GT (Gross ton) başlayan her türlü deniz aracı denilmektedir. Sanki özellikle birilerinin çocuklarının gemiciklerini finanse etmek için hazırlanmış bir Bakanlar Kurulu Kararı olup olmadığını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.’ dedi.

Yorumlar
En Çok Okunan Haberler